Hayatımızın en büyük sorunu sağlıklı evliliklerin yapılamaması yapılan evliliklerinde sürdürülemiyor olması.
Yaşamlarımız ve geleceğimiz için acil çözülmesi gerekenler listesi yapmış olsak bu konuyu yani, sağlıklı evlilik ve evliliklerin sürdürülebilir olması için çözüm formülünü listenin birinci sırasına koymamız gerekirdi. Çünkü ailenin devamı dolayısıyla milletin devamlılığına kadar giden ciddi bir konu. Bu arada böyle bir listemiz olmalı. Konumuza dönecek olursak huzurlu bir yuva nasıl kurulmalı.
Öncelikle bakış açılarımızı sil baştan değiştirmek zorundayız. Modern çağ diye adlandırdığımız bu çağın karmaşası kavramlara da sirayet etmiş durumda yani bizler bir çok konuda olduğu gibi evlilik, mutluluk, özgürlük, konularnda da yani hayatlarımız konusunda da karmaşık ve dejenere olmuş hatta içi boşaltılmış denklemlere inanır durumdayız.
Örneğin aile yapısı tekil bir, özgürlük, sosyallik, kültür, ekonomi ve ahlak vesaire üzerine kurulamaz. Yani bir kişinin değil her iki kişinin toplumun değer yargılarını referans alarak oluşturabilecekleri bir yapıdır aile. Çocuklarımızı sadece kendi özgürlüklerinin sosyal, kültürel, toplumsal, ekonomik ve ahlaki standartlarının, önemli olduğu mutlak doğru ile yetiştiriyoruz.
Kendimiz gibi çocuklarımızı da farkında olmadan enlerin köleleri yapmaya çalışıyoruz. En iyi giyinen, en iyi görünen, en doğru fikrin sahibi, mutlak doğruların adresi, özgürlüğü hak eden tek kişi, liderliğin tek adayı, hatasız bir insan, kusursuz birey, bütün evrenin sadece onun etrafında döndüğüne inanan bireyler vesaire vesaire. Dikkat ediyormusunuz bunlar benim ortaya çıkardığım, yazımı süslemek için kullandığım sözler, ucuz felsefik veya ideolojik sözler değil bilakis tam olarak "Z" kuşağı diye adlandırılan bu neslin söylemleri.
Geleceğimiz olan gençlerin inandıkları felsefe ve ideolloji bu. Bu ideoloji ile yetişen bireylerin bir araya gelip evlilik ve aile kırmaları şöyle dursun karşılıklı sohbet etmeleri bile zor görünüyor. Daha yitirdiğimiz ahlakı değerlerin bu noktada olmamızın temel nedeni olduğunu söylemiyorum çünkü bu başlı başına ayrı ve derin bir konu.
Peki evlilik ne?
Evlilik çağına gelmiş gennçlerin ahlaki, kültürel, sosyal, ekonomik zihinsel ve fiziksel müştereklerinin örtüştüğü kişi ile sevgi çerçevesinde kurulan ve hastalıkta, sağlıkta, yoklukta, varlıkta bir ömür birbirimizi seveceğimiz birbirimize destek olacağımıza söz veriyoruz diyerek kurduğu yuvanın adıdır aile. Dahasi da var tabi mesela bizi biz yapan değerlerin sonraki nesillere bozulmadan aktarılması aile kuran kişilerin görevleri arasındadır, ahlaki kültürel sosyal v.s değerlerin bozulmadan sonraki nesillere akatarılması anne babanın temel görevlerindendir. Aileyi kuran anne baba içinde yaşadığı topluma ve onun değerlerine sahip çıkan adalet merhamet ve hakkaniyet gibi kayramların içini boşaltmak yerine içini daha da dolduran ve bu anlamda gelecek nesillere canlı örnekler sunan olmalı anne baba. Bu sorumluluklarımızı unuttuğumuz için bu noktadayız.
Doğru seçimler yaparak evlenme kararı alındığında aslında bir çok şeyin sözünü veriyoruz birbirimize. Yoklukta yaşanabilir varlıkta diyerek hayatın ve yaşamın tek hakimi olmadığımızı kabul ediyoruz. Benlikten bizliğe geçiyoruz. Hastalıkta ve sağlıkta, gençlikte ihtiyarlıkta diyerek söz veriyoruz. Yani yine olağan üstü güçlerimizin olmadığını bizim kontrolümüz dışında ortaya çıkabilecek negatif veya pozitif haller olacağını kabul ediyoruz. Bir başka deyişle bireysel enlerden bizlere dönüşeceğimizin sözünü veriyoruz. Senin veya benim ahlaki, kültürel, sosyal, ekonomik pisikolojik değerlerin değil bu kadim millet tarafından kabul edilmiş senin değil benim değil bizim tarafımızdan kabul edilmiş değerler zinciri çerçevesinde hayatımızı devam ettireceğimize söz veriyoruz. Biz en kusursuz değil, en eksiksiz değil, en beğenilen değil, en adil, en hakkaniyetli, en edepli, en alçak gönüllü, en hoş görülü, en merhametli, en yardım sever olmaya söz veriyoruz.
Buradan şu anlaşılmalı öncelikle bizler silkelenip eskilerinde dediği gibi ağzımızdan çıkanı duymalıyız. Bu millet sözünde durmayana çok sözler söyler ben burada yazmaktan imtina ediyorum. Yani dostlar önce çocuklarımıza aile kurmanın ne olduğunu anlatmalıyız. Çoğunuz hatırlarsınız gençlik yıllarımızda "onun arabası var güzel mi güzel bastımı gaza gidermi gider" benzeri şarkılar dinlerdik, o zamanlar kulağımıza fısıldanan o sözler bizim içimizi boşaltmış şimdi farkına varıyoruz. Hayatın bir yarış olmadığını dolayısıyla onu bunu o veya bu konuda geçmek gibi bir zorunluluğumuz olmadığını anlamalı ve çocuklarımıza anlatmalıyız.
Bu gün ise çocuklarımız, bireysel özgürlük, sadece erkeğe veya sadece kadına özgürlük, benim hayatım benim yaşamım, kendin ol, korkma hayat senin gibi içi boşaltılmış, kepaze, mesnetsiz hatta ahlaksız ben merkezli toplumu parçalamaya yönelik gençliğin zihinlerine sirayet eden söylemlerle büyüyor. Günümüzde üniversitelerde dahi şöyle veya böyle başarıya giden yolda herşey mübahtır anlayışı işleniyorsa aslında sorunlar yumağının kaynağı bellidir. Günümüzde hakkaniyet mütevazı tevazu zarafet vakur haya ar gibi kelimeleri duyduklarında anlamsız anlamsız yüzünüze bakan gençlikle karşı karşıyayız.
Hal böyle olunca evlilik ve yuva kurnaya bakış açıları itibarı ile günümüz gençliğini üç kategoride değerlendirnek doğru olacaktır.
Birinci kategorideki çocuklarımız bilinçli ve farkındalıkları olan bireyler olmalarına rağmen malesef dejenere olmuş "bozulmuş" anne babaların da ahlaki toplumsal ekonomik sosyal zihinsel pisikolojik vesaire sorunları sık sık yaşayarak onlara kötü örnek olmaları çocukları evlilikten ve yuva kurmaktan alıkoymakta.
Zira çocuklar gözlerinin önünde ahlaki çöküntü ve türlü nedenlerle hoş görünün olmadığı aile içerisinde herkesin saygı sevgi çerçevesinde buluşamadığını, merhametin olmadığını benliklerin ön plana çıktığını, huzursuz ve mutsuz yuvaların varlığını görünce aynı teraneyi yaşamamak için evlilikten uzak durmayı tercih ediyorlar. Bu durum içine kapanık, yalnız yaşamayı tercih eden, huzur ve mutluluk için ideal adayların var olmadığına inanan hoş görü saygı methamet şefkat gibi kavramların eski çağlada kaldığına inanan bireylerin oluşumuna neden oluyor.
İkinci kategorideki gençlerimizin ise kafası daha karışık çağın ideolojik söylemlerine kendini kaptırmış. Ben hayatımı yaşarım özgürümüm hayatı dolu dolu yaşamak istiyorum naraları arasında kendini hayattaki amacını kaybetmiş veya henüz bir amaç dahi edinememiş olanlar. Kendilerini bu çağın prensleri silahşörleri zanneden bu nesil kendilerinden üç beş yaş üstünü gerici modern çağa ayak uyduramamış zavallılar olarak gören tipler. Meslek ile diplomayı birbirine karıştıran beğenilme ve sahnede olma duyguları kabartılmış sivritilmiş, tüm sıkıntılarını sorunlarını kederli anlarını mahsun olduğu zamanları sadece "stres" ile açıklamaya çalışan bir çok farklı pozitif hissinide "l feel cool" gibi saçma sapan dilimize girmiş kelimeler ile açıklamaya çalışan ama kendini ifade etmekten yoksun yaşamın ne olduğunu anlayamamış bir topluluk. Kurduğum cümlenin ne kadar ağır olduğunu biliyorum ama bazen sorunları çok açık arı ve duru ifade etmek gerekir.
Gelelim Üçüncü gruba yukarıda açılamaya çalıştığı tüm negatif ve pozitif sorunların hayatın gerçekleri olduğuna inanmış bir gençlik var karşımızda. Hayatın tüm zorlularına rağmen tam olarak olmasada doğru kişiyi bularak toplumsal, ahlaki ve kültürel değerler çerçevesinde hem kendi gelişimini hızlandırmak hem karşısındakinin gelişimini hızlandırmak adına riskleri göze alabilen bir gençlik. Hayat boyunca kendilerine ihtiyaş duydukları şeylerin altın tepside sunulamayacağı bilinci ile kendilerininde sadece tüketen değil aynı zamanda üreten olmaları gerekliliğinin farkına varmış gençlik. Bunları çoğaltmak mümkün ama durum bu.
Gelelim yazımızın sonuna.
Yukarıda kaleme almaya çalıştığımız tüm negatif ve pozitif durumların farkına varıp çocuklarımıza doğru örnek teşkil etmek için kendimizi gözden geçirirsek gelecek çok daha güzel olacaktır. Geleceği yaşayacak ve bir sonraki zamanı kurgulayacak mutlu ve huzurlu yuvalar kurulacaktır.
Ya amannnn dersek ne olur?
Çocuklarımız kız arkadaşımın yakışıklı kocası var benim de olsun diye evlenir, erkek arkadaşımın çok güzel bir karısı var benim neden olmasın diye evlenir. Gönlü dolu değil cebi dolu olanlar ile evlilik adı altında birliktelikler çoğalır. Tek eşliliğe ianan değil tek taşa inanan evlilikler olur.
Sizlerle Son bir şey paylaşmak istiyorum;
Üç dört gün önce tv de gelinlerin ve kaynanaların katıldığı bir programa denk geldim, kaynanalrın gelinleri hakkında, gelinlerin kaynanalar hakkında hatta gelinlerin kocaları hakkında sarf ettiği sözler insanın kanını donduracak cinsten. Bu toplumun ahlaki ve kültürel hiç bir değer yargısı ile örtüşmeyen bu tür söylemler bu çağın insanlarını yaşadığını zanneden ölüler gruhuna çevirmiş. Bir insanın milyonların önünde kocası için kaynanası için gelini için bu tür söylemlerde bulunup sonra aynı sofrada buluşması nasıl mümkündür? Cevabı ben vereyim ancak edepten hayadan ar duygusundan saygı ve hürmetten hoş görü ve sadakatten arındırılmış ruhların esir aldığıbedende mümkündür.
İki zehir zemberek durum
Bir; Bu program ulusal kanakda hem gelinler hem kaynanalar hemde ev haklı ile zevkle izleniyor.
İki ve son; En canınımı acıtan ise bu programda sağlıklı ve huzurlu evliliklerin mutlu yuvaların sırrını, yedi sekiz defa evlenmiş, yedi sekiz defa boşanmış bir hanımefendi takdim ediyor.
Sözü uzatmayayım mevzunun anlaşıldığını umuyorum.
Kalın sağlıcakla.
Sami CEYLAN


0 Yorumlar