AİLEYİ KORUYALIM DERKEN TARUMAR ETMEK.

Gelin bu baharda huzur ekelim gönüllerimize, şefkat ekelim, merhamet ekelim sonra bayram havasında hasat edelim bu yaz. Gönül bahçelerimize yemyeşil edep ekelim adap biçelim, yüz yılın saltanatına değil ebede mirasçı olalım.

Aile denilen kurum, devletleri devlet, güçlü ve muzaffer kılan, milletleri tek yumruk haline getiren hâsılı devleti ve milleti oluşturan temel yapı taşıdır.

Öyle bir kurum ki içerisinde hiyerarşiyi, adap ve edebi, zalime karşı vakur duruşu, garibe karşı merhameti öğretir insana. Zira merhamet ve şefkat en önemli insani haslettir ki siz onu nenenizden, dedenizden, annenizden, babanızdan öğrenirsiniz yani, ham hali ile riyasız katıksız, kibirden uzak. Onlar arzuhalini de sitemini de kelimelere dökerken gönülleri incitmemek için kılı kırk yarar sözü söylemeden boğazında dokuz kere boğarlar ki söz kulağa değil gönle sirayet etsin lakin sırça saraylarda kırılmasın.

Aile içende saygıyı, tevazuyu, şefkati, hürmeti, merhameti, aidiyeti, öğrenirsiniz. O öyle bir kurumdur ki içeriye haram yolla deve yükü ile altın girse onun bir soğan ekmek kadar doyurucu ve bereketli olmayacağını öğretir size. Yine aynı yuva size sır tutmayı öğretir zira ailenin mahremi vardır. Düstur odur ki "söyleme derdini dostuna gün gelir ot teperler postuna".

O kurum size sadece aile içi merhameti değil komşuya merhameti öğretir. İsraf etmemeyi öğrenirsiniz istemeye değil vermeye meyil edersiniz. Hoşgörü sadece hanelerinizi değil gönüllerinizi de süsler. Şefkat, merhamet, tevazu,  tebessüm ve ne kadar insani haslet var ise ete kemiğe bürünür sizinle. Sizinle dile gelir, sizinle yatar, sizinle kalkar hitabetinize gönlünüze yer eder.

Huzur sıhhat ve afiyetin mutluluğun dirayetin hidayetin selametin buğday gibi gönüllerde yeşerdiğini görürsünüz. Görürsünüz ki gönüller toprak misali ne ekerseniz onu hasat edeceğiniz arı duru meralarınız olur. 

Bu gün davetsiz misafir gibi hanelerimize girip baş köşede kendine yer edinen teknoloji ve onun bizleri kendine kul, köle, sevdalı, bağımlı ve sarhoş,  eden endamlı çocukları hakimiyetini ilan etmiş durumda. Üretkenliğimizi artıracak, sevdiklerimize daha fazla zaman kalacak, tüm dünyayı ayaklarımızın dibine getirecek dediğimiz teknoloji bizleri sevdiklerimizden aldı götürdü. Bizim ayağımıza dünyayı getireceği söylenen teknoloji bizi dünyanın ayaklarının dibine atarak kendisine secde ettiriyor. Tabi ki faydaları var, tabi ki olmalı ve tabi ki amanın gerisinde kalmamamız lazım ama modern çağın kölesi de olmamamız gerek.

Bu gün teknoloji dediğimiz şey bu medeniyette binlerce yıl önce vardı zaten. Şöyle ki eve yorgun dönen babanın kapısı otomatik olarak açılırdı. Abdest almaya giden anne baba dede ve ninenin seccadesi dahi namaz vaktini, dahası üzerinde rabbine yönelecek kişiyi bilir gibi uzanırdı boylu boyunca kıbleye. Ona göre teşbihler hazır edilirdi seccadeleri sağ başlarına. Dahası soğuk kış günlerinde abdestten dönen mübareklere gönüllerde samimiyetle ısıtılmış sıcacık havlular hazır edilirdi. 

Anneler seher meltemi gibi sabahın ilk saatlerinde hanelerimizde koştururlar sıcacık kızarmış ekmek kokusu sarardı hanelerimizi. Bakır tencerelerin içinde dönen tahta kaşıklara duaları karışırdı annelerin "Çoluk çocuğuma şifa olsun ya Rab" gerçekten sevgilerini katarlardı aşlarına.  Velhasıl bizler çok zengindik eskiden. Paranın satın alamayacağı huzurumuz vardı saygımız hoşgörümüz vardı. Hane reisi eve döndüğünde hoş geldin bey sefalar getirdin diyerek karşılanırdı. Hoş geldin baba diye onu karşılamak, ceketine sarılmak, oturduğunda sırtına bir yastık koymak tüm yorgunluklarını alır götürürdü babamızın. Namaz sonrası onların dualarına eşlik ederdik sessizce. 

Geçmiş ramazanlar da çok güzeldi. Evin büyükleri için iftar vaktine falanca çeşmeden filanca pınardan sular getirilir zemzem misali ikram edilirdi. Davetsiz misafirlerimiz olurdu zengin sofralarımızda keşimize soğanımıza tarhanamıza ortak. Yemek sonrası büyükler hasbihal eder bizler de birinci ağızdan edep adap ve tarih dersi için bir kenarda hazır olurduk.

Hanelerimizde kurallar ve kaideler vardı. Korkardık da eve geç gelmekten, korkardık aile sırlarını ağzımızdan kaçırmaktan, zaten aile sırları da ulu orta konuşulmazdı o zamanlar. Rahmetli nenem elimizde bir lokma abur cubur ile sokağa çımamıza müsaade etmezdi, belki komşuda yoktur çoluk çocuğun canı çeker gözü kalır derdi.

Borçlar hep babanındı ama bizler de boş bir cesaretle aynı borcu taşımaya çalışırdık öyle ki, o düşünceli ise bizlerde düşünceli, o hüzünlü ise bizlerde hüzünlü olurduk. Yani demem o ki beraber sevinir beraber üzülürdük. Bizim zamanımızda ve bizim bin yılı aşkın kültürümüzde geleneğimizde evlat araya nikâh girinceye kadar babanın himayesindedir ancak araya nikah girince babadan ayrılır anadan ayrılırdı evlatlar. Bizler keşke babam iki sille fazla atsaydı da başımda olsaydı diyen bir nesildik. Ben özgürüm bağımsızım gibi sözlere bizim kültürümüzde yer yoktu.

Pe ki Ne oldu bize?

Dünya tarihinde başı olmayan devlet yoktur. En kadim kavimlerde kabilelerde dahi bunu göremezsiniz yazılı hiçbir tarihte başı belli olmayan bir millet veya devlet yoktur. Başkanı, Sultanı Padişahı, kabile reisi olmayan bir millet yoktur. Eğer bir millet başsız kalırsa asimile olmaya nihayetinde yok olmaya mahkûmdur. Şimdi devlet eli ile yapılmaya çalışılan şey devletleri devlet yapan en küçük yapı taşını başsız bırakma çabasıdır. Malumunuz devlet yapısında en önemli konuların başında iki şey gelir yasama ve yürütme sadece modern devlet yapılarında var olduğunu zannettiğimiz bu yapı insanlık tarihi kadar eskidir. Aile yapısını sultanı devlet başkanı kabile reisi siz hangisini arzu ederseniz ailenin yasama organının başındaki zattır. Evin reisi kendi hanesinin sıhhat ve afiyeti için, huzur ve refahı için Mensubu olduğu din ve toplumsal değerler çerçevesinde belirli kurallar ve kaideler oluşturur. Aile reisi tarafından oluşturulan kurallar ve kaideler için bir de yürütme gerekli oda merhametin kaynağı adaletin zuhur ettiği hoşgörü ve zarafetin adresi annedir. Anne merhametle beraber adalet ve dürüstlüğün okuludur. Anne kusurlara merhamet ve hoşgörü ile mukabele ederken diğer yandan yasama tarafından belirlenmiş kırmızıçizgilerin aşılması durumunda celallidir cezalandırır ki bizler hayatta hiçbir yanlışın cezasız kalmayacağını öğrenmiş oluruz.

Pe ki şimdi durum ne 18 yaşını iple çeken bir genç nesil ile karşı karşıyayız niye sonunda sonsuz özgürlük var. Eşine tebessümü yük gibi yıllarca sırtında taşımış olduğunu zanneden eşler var çünkü devlet diyor ki 18 yaşına girmiş oğluna kızına karışamazsın! Eşine binlerce yıllık kültürün yüklediği yürütme görevini yapmadığı için bağıramazsın cezalandıramazsın niye devlet öyle diyor. Ama aynı devlet adaletin tesisi için gerekliliği tartışmaya dahi açık olmayan geçerli sebeplerden dolayı mahkemeler kurar hapishaneler kurar ve cürüm işleyene hak ettiği cezayı verir. Ama gözden kaçırdığımız bir şey var nasıl ki İsviçre aile hukuku Türk aile yapısına geleneğine uygun olmazsa her ailevi olaya da devletin gözünden bakmak olmaz.

Mesela Farklı aile yapıları farklı gelenekler farklı kültürlerden bahsederiz hatta kültür zenginliğimiz ile de haklı olarak övünürüz. Peki devlet tüm ailevi sorunlara sadece hukuk gözüyle bakarsa dahası son zamanlarda iyice köpürtülen kadına pozitif ayrımcılık gözüyle bakarsa bu felaket olur. Gelin iki farklı aile modelini ele alalım en basit hali ile biri muhafazakâr mütedeyyin biri de daha aydın daha modern olsun. Birinin oğlu komşunun kızına la etse veya akşam eve alkollü gelse babalardan biri oğlunun yetişkinliğe adım atması eğleniyor olması hatta kendini örnek alması açısından oğlu ile gurur duyar iftihar eder. Diğer baba ise dinden imandan kul hakkından haramdan insanların onurunu zedelemekten bahseder. İkisine de kendi penceresinden bakınca haklılar. Yani iki babanın yaptığı iki farklı kıyaslamayı devlet ve mevcut hukuk sistemi yapamaz.


Son söz

Biraz önce yaptığımız kıyaslamayı sadece eşler acısından bir de şu yörelerde kıyaslayın. Edirne, Trabzon, Hakkâri, Samsun, Antalya, Konya, Antep, Kahraman Maraş.

Aşağıdaki birkaç konuyu bu illere ve illerin gelenek ve ahlaki değerlerine göre sizler mukayese edin.

Eşine sesini yükselten bir kadın veya erkek. Bende özgürüm benimde kendime göre bir hayatım var diyen bir kadın veya erkek. 

Benim içkime alkolüme karışamazsın diyen bir kadın veya erkek. İstediğim gibi giyinirim diyen bir kadın veya erkek.

 

Çok farklı değerlere dinamiklere kültüre geleneğe sahip insanları sadece bir pencereden bakarak yargılayarak mahkum edemezsiniz.